Are You Human? Detaylı İnceleme

İnsana insan olmayı sorgulatan 2018 yapımı bu k-dramayı az önce bitirmiş bulunuyorum. Ve duygularım henüz tazeyken içimi dökmek istedim. 

    Başrollerini benim (ve muhtemelen çoğu kişinin) Cheese in the Trap sayesinde tanıdığım Seo Kang Joon ve ilk kez bir yapımda izlediğim Gong Seung Yoon paylaşıyor. 18 bölümden oluşan Are You Human? ya da Are You Human Too?’nun hikayesini kısaca şöyle özetleyebilirim: Oğlundan 20 yıldır ayrı kalmak zorunda kalan Yapay Zeka uzmanı Doktor Oh Ro Ra/Laura ona olan özlemini gidermek için tıpkı oğlu Nam Shin’e benzeyen bir robot yapar. Nam Shin’in bir kaza sonucu komaya girmesi üzerine Nam Shin III’nin bir süreliğine onun yerine geçmesine karar verilir. Böylece Nam Shin III ilk defa insanların içine gerçekten karışmaya, onları tanımaya ve kimliğini bulmaya başlar.

    Öncelikle özellikle bilim-kurgu edebiyatını çok seven biri olarak dizinin bu yanının beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Elbette çoğu k-dramada olduğu gibi anlamsız gelen, “yahu bunu neden böyle yapmadınız” diyebileceğiniz yerler var. Ancak genel olarak baktığımda Nam Shin III’nin dizaynını yaratıcı buldum. 

    Gelelim beni diziye en çok bağlayan şeylerden birine, yani kurguya. Dürüst olmak gerekirse biraz beklentimi düşürerek başlamıştım. Zira daha önce izlediğim Yapay Zeka konulu diziler (Örneğin; My Holo Love) beni senaryo konusunda kendisine hayran bırakamamıştı. Are You Human? Neredeyse tüm önyargılarımı yıktı diyebilirim. Klişelere alışkın biri olarak ne zaman tahminde bulunsam yanlış çıktı. Tabii bu tamamen klişesiz olduğu anlamına gelmiyor. Çoğu Kore dramasında görebileceğiniz sahneleri Are You Human?’da da görmeniz muhtemel. 

Kang So Bong ve Nam Shin III

    Sanırım dizinin diğerlerinden ayrılan önemli yanlarından biri robotlara bakış açısı. Hakikaten insan olmayı deneyimleyip öğrenen bir karakteri izliyoruz. Ve açıkçası bunu pek “gerçek insan”dan çok daha iyi başarıyor. Çünkü insanların kötülük yapmasını sağlayan hırs, kıskançlık gibi duygular Nam Shin III’de yok. “E o zaman nasıl aşk hikâyesi var?” diyenler olacaktır mutlaka. Robot-insan aşkını pek çok kez okumuş/izlemiş olduğumdan yadırgamadım ben bu durumu. Dizi size asla Nam Shin III’nin robot olduğunu unutturmasa da çoğu zaman duyguları algılama konusunda insanlardan iyi olduğunu hissettiriyor. O yüzden bu konuda şüpheniz olmasın. Belki bazılarına tuhaf gelecektir bir robotun insanları bir insandan çok daha iyi anlaması ama dizinin işleyişi sayesinde bana bu durum çok mantıklı geldi. Zaten Nam Shin III’nin oğluna özlem duyan bir anne tarafından sevgiyle yapıldığı düşünülürse iyice anlaşılır oluyor. 

    Yukarıda bahsettiğim beni bu dramaya bağlayan diğer şeyse kesinlikle karakterler. Nam Shin III dizinin başından sonuna kadar ana karakter olarak kalıyor ki bu beni bir hayli mutlu etti.

Spoiler Aç/Kapa
Çünkü konuyu okuduğunuzda ister istemez insan Nam Shin’in gelip başrolü devralacağını düşünüyorsunuz. İnsan olan geri döndüğündeyse ikisi arasındaki gerilim bir nevi ego-alter ego (ben-öteki ben) savaşına dönüşüyor.
Nam Shin III dünyanın en insancıl, en sevimli, en efendi robotu olabilir. Şaka yapmıyorum! Çoğu zaman yanaklarını sıkmak isteyeceksiniz ancak merak etmeyin, dizi bu konuda hepimizi düşünmüş.

Neredeyse her an ona hak veriyorsunuz, insanlardan tiksiniyorsunuz. Bu robotun aksine insanlar o kadar bencil ve çıkarcı ki kendinizi “Terminator’e dönüşse de rahatlasam” derken buluyorsunuz. Başta da bahsettiğim gibi dizi bu anlarda size bol bol insanlığı sorgulatıyor. 

Diğer ana karakterimiz Kang So Bong, eski bir dövüşçü. Bize oldukça güçlü ve kararlı bir kadın olarak sunuluyor, son bölüme kadar öyle de kalıyor. Kang So Bong, Nam Shin III’ün kimliğini kazanma hikâyesinde çok önemli bir rol üstleniyor. Ona başkası gibi davranmak zorunda olmadığını söyleyerek adeta özgürleşmesini sağlayan da o oluyor. Ne var ki So Bong’un arkaplan hikâyesinin biraz kısa tutulması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Karakterin ne düşündüğünü ve hissettiği son derece iyi bir şekilde verilmiş ama bazen tek bir ana karakter varmış, o da Nam Shin III’ymiş gibi hissediyorsunuz. 

    Bu dizi hakkında endişelendiğim şeylerden biri de şirket draması olarak görünmeseydi. Ne de olsa Robot Nam Shin hissedarlarının birbiriyle yarıştığı, başkanınınsa pis işler peşinde koştuğu belli olan bir şirketin ortasına düşüveriyor. Neyse ki düşündüğüm kadar sıkıcı çıkmadı o kısımlar. Yine de daha az tutulabilirmiş gibi geliyor. 

    Dramanın diğer karakterlerini de zevkle izledim. Mesela, başta Nam Shin’in dibinden neden ayrılmadığına anlam veremediğim Ji Young Hoon sevilesi ve iyi yazılmış bir karakter bence. Kendisinin insan Nam Shin’e âşık olduğuna dair teorimin hâlâ arkasındayım. Benimle aynı fikirde olan varsa haklı olduğumu söylesin de sevineyim. 🙁 

    Son olarak, final bölümü uzun zamandır hissetmediğim gerilimi yaşattı bana. Karakterlere çok alıştığım ve onlarla kendimi çok özdeşleştirdiğim için ağladım, ardından güldüm. Galiba sonunun aceleye geldiğini düşünmediğim nadir k-dramalardan oldu. Evet, eşsiz değildi ama karakterler o zamana kadar yarattığı kişiliklerden dışarı da çıkmadılar. Seo Kang Joon‘un oyunculuğu beni iki ayrı karakter oynadığına kesinlikle ikna etti. Genel olarak oyuncuların çoğunluğunu başarılı buldum. Bunun yanında OSTler’i bir ikisi dışında o kadar akılda kalıcı değildi. Aralarından en çok Heart‘ı ve The Longing Dance‘i beğendim. O yüzden utanmadan, çekinmeden 5/5 veriyorum Are You Human?’a. Ve herkesin bir gün Nam Shin III gibi biriyle (insan ya da robot, birey, fark etmez) tanışmasını diliyorum. Benim için unutulmayacak karakterler listesine çoktan girdi.

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön