Chocolate (2019)

  • Bölüm Sayısı: 16
  • Tür: Romantik, Melodram
  • Kanal: JTBC
  • Yıl: 2019 (dizinin başladığı tarih)

Küçük sıradan hayatının içinde annesi ile birlikte yaşamanın ve onun gibi aşçı olmanın hayalini kurarken doktor olan bir adam ile o adam yüzünden aşçı olan bir kadının hikayesi…

Melodram her zaman izlemek istemeyeceğimiz ama  hayatın belli dönemlerinde de kaçamayacağımız bir türdür. İzlediğim çok fazla melodram olmamasına rağmen takip ettiğim bir yazar vardır ki kendisi benim favori dizilerimden bazılarını da kaleme almış olan Lee Kyung Hee’dir. 2012 senesinde başrollerini Song Joong Ki ve Moon Chae Won‘un paylaştığı Innocent Man benim için ilk beş dizimden birisidir. Hem oyuncuları hem senaryosu hem müzikleriyle aklımdan çıkmayan bir dizidir. Kaliteli melodram arayanlara önerebileceğim bir diğer dizi de yine aynı senaristten çıkma (üstelik bu sefer yönetmenleri de bir dizilerin Lee Hyung Min) I’m Sorry, I Love You projesidir. Bir komik bilgi daha paylaşmak istiyorum bu iki proje de Türk televizyonlarına uyarlandı ve iki dizinin başrollerinde de Seçkin Özdemir yer almıştı. Uzuuuuun lafın kısası şimdi neden bir senarist olan LeeKyung Hee’yi ilgiyle takip etmiş olduğumu anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum.

Chocolate benim için çok özel bir dizi oldu. Beklediğim bir projeydi ve uzun süre haberlerini takip ettiğiniz bir dramayı hafta hafta güncel olarak izlemek insana farklı bir haz veriyor. 16 bölümlük bir dizi olan Chocolate, 20 ve daha fazla bölümlük dizilerin yaptığı mantıkla başladı. İlk iki hafta -ki bu dizinin dört bölümü demek- olayları günümüz zaman akışına getirmek için harcandı. Normalde uzun soluklu dizilerde bu sayıda bölümün karakter geçmişi ve olay kurgusuna verilmesine alışkınız ancak mini-serilerde iki bölümde tamamlanır. Chocolate ise bize bu serüveni dört bölümde verdi üstelik hiç sıkmadan ve tüm duygusal doluluğuyla… Bu hızlı akış çok hoşuma gitti ve diziye ilk haftadan bağlanmama neden oldu.

Konuya gelirsek… yazının başında kısaca bahsetmiştim, küçüklüklerinde birbirlerinin hayatına kısacık girip çıkan ve bu etkiyi ömür boyu taşıyan iki insanı konu ediniyor.

Lee Kang‘ın hayatı küçüklüğünde annesi ile kırsal deniz kenarı bir kasabada yaşarken, babaannesinin gelmesiyle değişiyor. Aslında çok zengin bir ailenin varisi olduğunu öğreniyor. Bir takım sebepler nedeniyle annesi ile birlikte huzurlu küçük dünyasını terk etmek zorunda kalıyor ve Seul’e yerleşiyor. Babasını küçük yaşta kaybetmiş ve annesi de aile tarafından kabul görmemiş. Annesi gibi aşçı olma hayali kurarken bir şekilde babasının aile mesleği olan doktorluğu seçmek durumunda kalıyor (fazlası spoiler…). Bu noktadan sonra neşeli ve parlak bir çocuk olan Lee Kang soğuk ve kendini işine veren hayatla ilgilenmeyi bırakan bir bireye dönüşüyor. Karaktere hayat veren Yoon Kye Sang oldukça başarılı bir iş çıkartmış. Bazı yorumlarda fazla ruhsuz olduğu belirtilmiş ancak ben karakterin özüne uygun davrandığını düşünüyorum. Bunu zaten ilerleyen bölümlerde Lee Kang‘ın açılmasıyla kavrayabiliyoruz. Karakter resmen hayata dönüyor ve nefes almaya başlıyor.

Moon Cha Young ise babasının ölümünden sonra annesi tarafından terk edilmiş, düşmanı gibi bir erkek kardeşe bakmak zorunda kalan bir karakter olarak tanıyoruz. Küçüklüğünde henüz ailesi ile birlikteyken uğradıkları küçük kasabada Lee Kang ile tanışıyor. Çok açken Kang’ın ona yemek hazırlamasıyla büyün hayatı değişiyor. Yemek yapmak hem mesleğine hem de kötü anıları silen bir aracıya dönüşüyor. Moon Cha Young karaketine hayat katan Ha Ji Won zaten ülkemizde en çok tanınan kadın oyunculardan biri olsa gerek ( Secret Garden nedeniyle…), rolünün de hakkını fazlasıyla vermiş.

Dizinin ufak bir kısmı yurt dışında çekilmiş, Yunanistan’da geçen bazı bölümler mevcut. Seriyi ilginç kılan bir özellik de erkek karakterin kadın karakterin peşinde koştuğu ve onu hatırladığı hikayenin tam tersini bize sunması. Burada olayları hatırlayan ve başından Lee Kang’ı tanıyan kişi Moon Cha Young. Gereksiz yanlış anlamalar, tatsız aşk üçgenlerine rastlamıyoruz dizide. Tam tadında ilerliyor.

Tanıtmak istediğim bir karakter daha kaldı: Lee Joon

Lee Joon, Lee Kang‘ın kuzeni ve varis olma yolunda en büyük rakibi olarak karşımıza çıkıyor (sağda). Şahsen ben Joon‘a hayat veren Jang Seung Jo‘yu pek sevmem. Bunda Jang Hyuk ile başrollerini paylaştığı Money Flower dizisindeki karakterinin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Ancak şunu belirtmeliyim ki Money Flower çok etkileyici bir diziydi (zaten Jang Hyuk…. başka söze gerek var mı!) ve Jang Seung Jo çok iyi bir iş çıkartmıştı (sadece karakteri çok sinir bozucuydu). Lee Joon olarak ise beklemediğim bir şekilde sevdim kendisini. Aslında Lee Kang‘ı önemsediğini ve onunla abi-kardeş ilişkisi kurmak istediğini dizinin başından beri hissettik. Bu açıdan gereksiz ve aptalca aşk üçgenlerini bize yaşatmadığı için çok teşekkür ediyorum.

Hospice…

Hospice, çeviride darülaceze düşkünler evi olarak geçiyor ancak aslında, herhangi bir tedavi ümidi kalmamış hastaların son zamanlarını acısız bir şekilde geçirmelerine yardımcı olan ve bunun için gerekli tıbbi donanıma sahip hastane demek. Dizi bu hizmeti veren bir hastanede geçiyor, nasıl ağlama krizleri yaşattığını anlayabilirsiniz buradan. Hayatımızda ne kadar sıradan şeylere üzüldüğümüzü ama aslında her şeyin gelip geçtiğini hiçbir şey için üzülmeye, kırılmaya ve karşımızdakini kırmaya değmeyeceğini göstermek için daha iyi bir mekan düşünülebilir mi?

Lee Kang ve Moon Cha Young aynı hastanede doktor ve yemekhane aşçısı olarak tekrar karşılaşıyorlar. Hospice barındırdığı hastaların yan hikayelerini işlerken başrollerimiz birbirlerini baştan tanımaya başlıyorlar.

Müzikler…

Dizinin ost’u için ayrı bir başlık açmalıyım diye düşündüm. Çünkü harika parçalar var. Zaten genelde beğendiğim dizileri düşündüğüm zaman, bir projeyi hakkıyla sevmem için senaryo, kurgu, oyunculuk ve müziklerin bir arada uyum içinde olması gerekiyor. Chocolate için de durum aynı…. müzikleri baştan baştan dinlediğim, hikayeye atmosfere uyum sağlayan parçalar var albümde.

Neden İzlemeliyiz?

Çift seçiminde uyum yakalanmış. Son zamanlarda casting için yaş farkı uçuk olan çiftleri eşleştirmeye başladılar. Tabi ki senaryo ve karakterlere göre değişebilen bir durum bu, hoşgörüyle karşılamak lazım ancak sıradan romantik komedilerde ya da melodramlarda ben birbiriyle dengeli çiftleri görmek istiyorum. Chocolate bize bunu veriyor.

Bu noktadan sonra biraz spoiler vereceğim, dikkat… dikkat!

Dizide özellikle görmek istediğim ve sevdiğim iki ilişki arkı vardı. Bunlardan ilki Lee Kang ve Lee Joon arasındaki abi-kardeş ilişkisiydi. Görmeyi çok istediğim bu dostluğu dizinin son bölümlerine doğru vermeye başladılar. Taa başlarda bize bunu ipucunu vermişlerdi. Lee Kang Libya’da kaza geçirip komaya girdiğinde yanına Lee Joon‘dan başka kimse gelmemişti. Bunu Lee Kang‘ın öğrenmesini isterdim ancak dizi bize bunu vermedi. Joon’a saklı bir sır olarak kaldı bu olay…

Görmekten zevk aldığım ikinci hikaye örgüsü ise tabi ki Cha Young ve Kang’ın ilişkisiydi. Bu ilişkide özellikle Cha Young’un sade kalbi hoşuma gitti. Hiç çekinmeden ve kendini saklamadan duygularını dile getirmesi benim en sevdiğim anlardan birisiydi. Olayları Lee Kang’ın anlamasını istemedi, anlatmaktan da gocunmadı. Zamanı geldiğini hissetti ve hikayeyi kendi açısından açık bir şekilde anlattı. O atmosfer harikaydı…

Neler rahatsız etti?

Rahatsız eden değil de ‘neler daha iyi olabilirdi?’ demek istiyorum. İlk olarak benim açımdan bu kadar iyi başlayan bir dizinin gelişim aşaması – 9. ve 12. bölümler arası- monotonlaşarak heyecanını yitirme tehlikesi yaşadı. Bu aşamada izleyici kaybetmiş olabileceğini tahmin ediyorum. 5. ve 6.haftalarda hikaye – finale doğru ana karakterlerine dönebilmek için – yan hikayelerini odağa aldı ve işledi. Bu durum esas hikayeden kopmuşuz hissi yarattı. Bir yandan da ana karakterlerimizin gelişimi açısından gerekliydi. Bu nedenle tarafsızım bu konuda…

Dizi son bölümde Cha Young’un kendi kabuğuna çekilmesi ile final vurgusunu yaptı. Aslında olması gereken bir olaydı. Çünkü dizi boyunca Moon Cha Young kendi seçimini yapamadan bir yerlerden bir yerlere sürüklendi, hastanede çalışmaya da bu şekilde başladı. Aksine Lee Kang kendi seçimleri sonucu -gönülsüzce de olsa- hastanede çalışmaya başlamıştı. Moon Cha Young dizinin başından itibaren bir şekilde Lee Kang’ı gözlemişti, onun için endişelenmiş ve özlemini duymuştu. Bu nedenle dizide Lee Kang’ın da böyle bir süreç yaşaması gerekiyordu. Cha Young’un finale yakın gidişiyle Lee Kang’a da düşünmesi, belki de kaçırdığı detayları anımsaması için vakit verilmiş oldu. Bu nedenle dizinin bize bu süreci vermesini anlıyorum, hikaye için gerekli olan birşeydi. Ancak beni rahatsız eden durum bunu dizinin son yarım saatine sıkıştırmalarıydı. Dizinin 5. ve 6.haftalarında bir duraksama görmekteyiz. Monotonlaşan bu süreci kısa tutup finale kalan olayları bölümlere yayarak, gelişme ve sonuç arasında daha dengeli bir geçiş sağlayabilirlerdi. Dizinin son bölümleri çok güzeldi. Kendi adıma Cha Young ve Kang’ı çift olarak daha çok izlemek isterdim. Bu nedenle son bölümleri sıkıştırmaları hoşuma gitmedi.

Sonuç olarak…

Eksikler vardı, açıklık getirilmesi gereken sorular kaldı. Ancak bu durum diziye bağlanmamı engellemedi. Dizinin ana konusu, Tae Hyun’un finalde dediği gibi;

”Bugün son gününüzmüş gibi bu an bir daha dönmeyecekmiş gibi her anın kıymetini bilerek yaşayın millet … Geçirdiğiniz bugün dün ölen birilerinin delice özlemini duyduğu yarındı …”

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 48

Chocolate (2019)” üzerine 2 görüş

  1. Diziyi dün bitirmiş biri olarak gerçekten yazdıklarınıza o kadar çok katılıyorum ki.Benim için değerli bir diziydi her şeyiyle.💐

    1. Beğenmenize ve aynı duyguları paylaşmanıza çok sevindim, drama yoldaşlığı bir başka oluyor 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön