Coffee Prince

Kore dramasının filizlendiği dönemlerin ürünü olan Coffee Prince, eminim ki bir çok kdrama severin gönlünü kazanmış bir dizidir.

2007 senesi imzalı olan Coffee Prince, gerçekten drama severlere keyifli anlar yaşatıyor. Ben izlerken inanılmaz keyif aldım. Hem kahkahalar attım, hem ağladım. Dizideki başrol karakterlerin uyumu ise gerçekten bu diziyi diğer dramalardan ön plana çıkaran özelliklerden birisi. Zaman zaman inanılmaz sinirlendirdiği ve mantık bulamadığım kısımları olsa da, genel olarak izleyici üzerinde etkileyici ve keyifli bir izlenim bırakıyor Coffee Prince.

Asianwiki’de dramanın puanı 89/100

Nedir Bu Coffee Prince?

Coffee Prince, aşk ve hayalleri peşinde koşan insanların birlikte çalıştığı bir kafenin adı.

Han-gyoul ( Gong Yoo ), akıllı, yakışıklı, hayallerinin peşinden koşan ve herhangi bir yere ya da kişiye bağlanmaktan oldukça kaçan soylu bir ailenin çocuğudur. Ko Eun-Chan ( Yoon Eun-Hye ) ise, küçük yaşta babasını kaybetmiş, bu sebeple annesi ve kardeşinin sorumluluğunu üstlenmiş, yıllarca ağır işlerde çalışmış, önceliği ailesini geçindirmek olmuşur.

Bu iki, birbirinden her türlü zıt olan karakterin yolları kesişir ve Han-gyoul, Ko Eun-Chan‘ı dış görünüşünden. maskülen tavırlarından dolayı erkek olduğunu düşünür. Hikaye de aslında burada başlar.

Ailesine verdiği sözü gerçekleştirmek için Coffee Prince kafesini işletme görevini devralan Han-gyoul, birlikte çalıştığı Ko Eun-Chan‘dan etkilenmeye başlar. Bu zamana kadar duygusal hayatı dokuz senelik karşılıksız bir aşk-alışkanlıktan ibaret olan Han-gyoul, kendisini ve tercihlerini sorgulamaya başlar. Hikaye bu şekilde ilerlerken Ko Eun-Chan‘ın cinsiyetini saklama çabası ve Han-gyoul ile olan yakışması ekrana kimi zaman duygusal, kimi zaman eğlenceli bir şekilde yansır.

Neden İzlemelisiniz?

Her şeyden önce bu diziyi izlemeniz için en önemli sebep bu ikilinin arasındaki çekim. Dizi çekimi sırasında Gong Yoo ve Yoon Eun-Hye ‘nin arasındaki kimya, ekrandan taşıp odanıza doluyor adeta. Söylentilere göre çekimler sırasında bu ikilinin sevgili olduğu haberi düşmüş magazinlere ama ikili hiçbir zaman resmi bir şekilde kabul etmemiş bu gerçeği. Bana soracak olursanız, kesinlikle ikilinin arasında bir bağ var bu süreçte, Bir drama değil, sanki belgesel izliyormuşsunuz gibi doğal geliyor ikilinin ekrana yansıması. Bu diziyi bu kadar eğlenceli ve samimi kılan da bu olmuş bence.

Gong Yoo ve Yoon Eun-Hye‘nin birlikte yansıttıklarını enerjinin yanı sıra, gerçekten oyunculukları da mükemmel denilecek bir seviyede bu dramada. Yoon Eun-Hye‘nin hem erkek hem kadın yansıtması, şapşal, tatlı bir kadın olarak verdiği tepkiler ve saflığı izleyiciyi büyülerken, Gong Yoo‘nın canlandırdığı karakter olan Han-gyoul‘un dizi sürecindeki karakter gelişimi gerçekten iç yakan cinsten. Arkadaş, sevgili, kardeş, dizi içerisinde bütün bu tiplemeleri görebiliyoruz kendisinden ve haliyle aslında ideal bir erkeği canlandırıyor bu konumda.

Ayrıca, Gong Yoo‘nun Goblin dramasını izlediğim zamanlarda denk geldiğim bir röportajında, bu zamana kadar oynadığı karakterler arasında kendisini en çok Han-gyoul karakterine benzettiğini de belirttiğini hatırlıyorum. Yanlış zamanda yanlış şeyi yapıp söyleyebilen, ama altın gibi bir kalbi olan.

Ayrıca, yine yeni yeniden Gong Yoo‘nun dizi ilerisindeki kostümleri ve ayakkabı seçimleri inanılmaz etkileyiciydi. 2007 senesini düşünürken, tarzının gerçekten etkili olduğunu söyleyebilirim. Zaten mükemmel bir proporsiyona sahip olan aktör, üzerine bir de güzel giyinmesini ve kendine yakışan renkleri bilince (bence siyah değil, mavi ayrıca rengi) baktıkça bakası geliyor insanın.

Neler Rahatsız Etti?

Evet, neler rahatsız etti? Bu yukarıda gördüğünüz şirin mi şirin adamı üzdüler, hem de çok üzdüler. Yazının bu kısımda sonrası dizide gerçekleşmiş olaylar üzerine olacağından spoiler alarmı vermem gerekiyor. Eğer dramayı izlemediyseniz, okumanıza gerek yok. Burada yazacaklarım, izlememeniz için sebep de değil kesinlikle. Sadece izlediğim süreçte beni rahatsız eden noktalara değineceğim.

Evet, Ko Eun-Chan erkek değil kadın. Hikayedeki duygusal gelişim zaten bunun üzerine kurulu. Keşke Han-gyoul şu an onun kadın olduğunu bilse, keşke mutlu olsalar… Sürekli bu devinim içerisindeyiz. Ko Eun-Chan ‘ın haklı sebepleri de var kendince. Erkek olursa Coffee Prince‘te çalışamama durumu var, bu durumda kardeşine ve annesine bakamama durumu var. Dinamiklerimiz bu şekilde. Benim kızdığım nokta bu dinamikler değil, Han-gyoul’un, kadınlardan hoşlandığı halde Ko Eun-Chan ‘a olan hislerini anlamlandıramadığı, anlamlandırdığı zaman da kendisini iki gün evine kapattığı bir süreç var. O süreçteki hali gerçekten içler acısı. Yukarıdaki görsel de o anlardan birisine ait. O kadar özlüyor ki onu, birlikte yedikleri kimchi pilavından yemeye çalışıyor mutsuz mutsuz.

Bir insanın eşcinsel olup olmaması değil buradaki konu. Ne olduğunu bilmemesi ve bunu anlamlandırmaya çalışmasındaki hırpalayıcı süreç. Dokuz senedir aşık olduğu kadına sarılıyor, hala karşı cinse olan duygusu aynı, Ko Eun-Chan ‘a sarılıyor, inanılmaz bir çekim var. Bu durumda eşcinsel mi? Biseksüel mi? Üstelik bir an önce evlenmesini isteyen, kendisinden torun bekleyen soylu bir ailenin de çocuğu kendisi. Her şey bir yana, kendisi eçcinselse bile Ko Eun-Chan eşcinsel mi peki? İşin bir de o kısmı da var. Tamam bu süreç de olması gereken bir süreç ama elimizde bir adet kendini çok hırpalamış Han-gyoul var, onu cepte tutuyoruz.

İlerleyen süreçte, Han-gyoul’un kendini dinleyip ve kararını verdiği bir sahneye tanık oluyoruz. “Tamam, erkek de olsan, uzaylı da olsan sonuna kadar gideceğim.” Bakın bu cümle çok önemli. Bir insanın sınırlarını aşmanın ötesine geçip sınırsız olduğunun kanıtı. İşte o anda, tam o anda bekliyor ki izleyici, artık Ko Eun-Chan ‘ın cesaretini toplayıp, her şeye göze alıp Han-gyoul‘a itiraf etmesi gerekiyor. Han-gyoul‘un kendi sınırlarında atmış olduğu adım devamında bunu gerektiriyor çünkü. Peki ne oluyor? Ko Eun-Chan susmaya devam ediyor. Taa ki Han-gyoul, herkesin Ko Eun-Chan‘ın kadın olduğunu bilip, kendisinin bilmediğini fark edene kadar. İşte burada büyük bir haksızlık olmuş Han-gyoul‘a. Hatta Han-gyoul, kendisini öyle bir pozisyonda buluyor ki, “Bana beni kandırmadığını, aslında erkek olduğunu söyle.” diyor. Kandırılmak yerine, onun erkek olmasını bile dileyebilecek noktaya geliyor. Bir karakter için bence haddinden fazla fedakarlık.

Dramada beni benden alan bir diğer konu ise ilişkideki herkesin ilişkilerinde geniş (kibarca) olmaları. Kimsenin ilgilendiği bir kişi yok, Herkes en az iki kişiye ilgi duyuyor aynı anda. Eun Chan, müzisyen abimiz ile Han-gyoul arasında gidip geldi, Han-gyoul, kuzeni olan müzisyen abimizin uzatmalı sevgilisi olan Yoo-Joo ile Eun-Chan arasında gidip geldi, müzisten abimiz kendi sevgilisi olan Yoo-Joo ve Eun-Chan arasında gidip geldi, Eun-Chan‘ın annesi bile kasap ve Coffee Prince baristası arasında gidip geldi bir süre. Burada vermek istenen mesaj neydi bilmiyorum ama bir dönem gerçekten dizide kimin eli kimin cebinde belli değildi, zaten sonrasında kendi başları iş de açtılar bu sebepten.

Beni tatmin etmeyen noktalardan bir tanesi de Eun-Chan’ın hayali ile ilgili seçimiydi. Han-gyoul, Amerika’da Lego tasarımcısı olma hayalinden vazgeçerek kendisine sunulan teklifi reddetti ve Kore’de kaldı. Bunun gerekçesi olarak da “Eskiden kimsenin karışmadığı bir iş yapmaktan memnundum ama şimdi takım olarak bir şeyleri başarabilme duygusu beni daha mutlu ediyor.” diyip, hem Eun Chan‘ı, hem de Coffee Prince‘i seçti.

Eun Chan, hiçbir zaman ondan gitmemesini istemedi, bunu dile getirmedi ama içten içe elbette gitmesini istemiyordu. Aynı durum Eun Chan‘ın başına geldiğinde ise Eun Chan, büyükannenin Barista eğitimi teklifini reddetmedi ve kabul etti. 2 sene boyunca İtalya’da kaldı. İçerisinde Eun Chan‘ın olmadığı Coffee Prince ekibi ile tek başına kalan Han-gyoul, yine fazla fedakarlık yapan taraf oldu. Bilemiyorum, açıkçası beni çok tatmin eden bir denge olmadı yine.

Son olarak bahsedeceğim nokta ise yeterli detaya sahip olmayan final bölümü. 2 sene boyunca Han-gyoul ile birlikte Eun Chan‘ın İtalya’dan dönmesini bekledik. Bütün ekip bekledi, annesi, kardeşi de bekledi. Bizim ise tek gördüğümüz şey neredeyse soğuk bir Han-gyoul ve kafede kahve tadına bakan Eun Chan. Ne evliliklerine dair bir şey gördük, ne gelecek süreçteki ilişkilerine dair… Ne Büyükannenin ona olan yaklaşımını inceleyebildik yakından, ne kardeşi ile annesiyle özlem gidermesini… Benim için biraz üzücü bir sondu açıkçası, hatta neredeyse yarım bırakılmış duygusuna yakın.

Bu kadar sebep saydım saydım ama düşünün ki, bu kadar rahatsız eden noktalar olmasına karşın keyif aldığım bir diziydi. İkilinin ekran karşısındaki kimyası gerçekten bütün senaryo eksikliklerinin üzerini kapatıyor. kdrama seven birisinin kesinlikle arşivinde olması gereken bir drama olduğunu düşünüyorum. Tekrar tekrar izlenebilir bile.

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 62

Coffee Prince” üzerine 3 görüş

  1. Merhaba, bloğunuzu şimdi farkettim. Öncelikle yolunuz açık olsun. Benim k-drama dünyası ile tanışmama sebep olan Coffee Prince’in bende yeri ayrıdır. Düşüncelerimi anlatmaya başlasam sizin yazınızdan çok daha uzun olurdu. Dizinin finali ile ilgili yorumunuza katılmadığımı belirtmek isterim. Son bölümde klasik bir kavuşma bekleyen izleyicilerin kalbi, Han Kyul ile birlikte paramparça oldu. İzleyiciler içgüdüsel olarak Eun Chan’a içerlediler ama Han Kyul içerlemedi. Çünkü onunla tanışmadan önce hep kendisi için yaşamış, seyahat etmiş ve hayatı deneyimlemişti. Eun Chan ise tüm hayatını başkaları için özveride bulunarak feda etmişti. İlk defa hayallerinin peşinden gitmek istedi. İtiraf ediyorum bu karar benim de kalbimi kırdı, ama bu son, klişelere alışmış bizlerin hoşuna gitmese de yazarın (senaryo bir kitaptan uyarlama) özellikle vermeye çalıştığı mesajlardan biriydi. Bence sonuyla bile ezber bozan bir kdramaydı. Bu güzel dramaya bloğunuzda yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

    1. Merhaba,

      Öncelikle zaman ayırıp incelememizi okuduğunuz için teşekkür ederim.
      Han-gyoul, Eun-Chan’ın kararını kırılmamış, içerlememiş olabilir ama açıkçası ben Han-gyuoul’un da kendi içerisinde yaşadığı çıkmazlardan sonra biraz daha yüzünün gülmesini isterdim. Klişe sonlarda ben de mutlu değilim ama beni özellikle finalde rahatsız eden, çiftin kavuştukları anda veremedikleri özlem duygusuydu. Hepimiz hasretle Eun-Chan’ın dönmesini bekledik, kavuşmalarını bekledik. Bu beklentisinin sonucunda duygu durum daha iyi aktarılsaydı belki de Eun-Chan’ın kararı bu kadar batmayabilirdi gözüme. Eun-Chan’ın bu zamana kadar yapmış olduğu fedakarlığı anlıyorum ama hikaye boyunca Han-gyuoul’un da yaşadığı süreçleri ve değişimini unutmamak lazım. Zaten kendi üzerine düşen vazife olarak Eun-Chan’ı sonuna kadar destekledi ve bekledi ama bu hikaye içerisinde, bizim dahil olduğumuz yerde ben Eun-Chan’ın çok da fedakarlık yaptığını hissetmedim. Evet, bizden önce yapmış olabilir ama bizim dahil olduğumuz yerde de bu hissiyat dengelenseydi daha çok tatmin olabilirdim finalden.

      Tekrardan teşekkür ederiz düşüncenizi bizimle paylaştığınız için ^^

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön