Goblin

Eğer bütün kategorilerin bir klasiği varsa, Türkiye’de Goblin olarak bilinen, orjinal adı Guardian: The Lonely and Great God olan drama, muhtemelen Kore drama klasiklerinin başında gelmeyi hakeden bir yapıttır diyebilirim. Her bölümünün 1 saat 20 dakikadan oluştuğu dizi, her bölümünde kaliteli bir film izleme hissi veriyor izleyicisine, bir solukta bir haftada bitirdim Goblin‘i. Tabii bitirirken ağlamaktan vücudumda gram su kalmadığını da belirtebilirim. Mükemmel kurgusu, harika sinematografik seçimleri, müzikleri ve oyuncu seçimi ile, muhtemelen yeri asla dolmayacak bir isim edindi şahsımda. Dizisi yetmemiş gibi bir de kitabına başladım bu süreçte. İzlerken perde arkası alanında güzel detaylar edindim ve yazı içerisinde bolca sizinle paylaşacağım bu bilgileri.

Nedir Bu Goblin?

Eski çağlarda, başarılı bir general olan Kim Shin, çocuk yaşta tahta geçen kralını her türlü tehlikeden ve düşmandan korumaya yemin etmiştir. Hesaba katmadığı detay ise, kralın yardımcısı Park Joong-Hun‘un kralı, kendisine karşı zehirlemesidir. Hiçbir savaşta ordusunu galip ettirmeyen general Kim Shin, ülkesine ve kralına sağ salim döndüğünde, kralın kendisine karşı olan kini sınır noktasına gelmiştir. Aynı zamanda Kim Shin‘in kız kardeşi ile evli olan kral, generalin ülkeyi terketmemesi durumunda kendi askerlerini ve ailesini katletme tehditi ile Kim Shin‘e meydan okur. Hayatı pahasına kralını korumaya söz vermiş olan Kim Shin, bu tehditi önemsemez ve kral ile yüz yüze gelmek için her şeyi göze alır. Bu uğurda kız kardeşini, askerlerini ve bir çok masum insanı feda eder. Kralın huzuruna ulaşamadan kralın askerleri tarafından engellenir ve kral tarafından ölümle cezalandırılır.

İnsanoğlundan, kendisini hatırlayacak olan askerlerinden ve sevenlerinden umudunu kesmeyen Kim Shin, can verdiği karabuğday tarlasında Tanrı ile iddiaya girer. Unutulmayacağına, hatırlanacağına dair. Yıllar sonra kendisini ziyarete gelen askerlerinden birisi sayesinde iddiayı kazanır ama Tanrı tarafından lanetlenir. Aldığı onca masum canın ve haksız yere hayatını kaybeden askerlerinin karşılığında, ölümsüz bir şekilde kılıcı kendine saplanmış bir şekilde yaşayacaktır. Bütün sevdiklerinin ölümüne şahit olurken, ölümsüz hayatı tadacaktır. Sadece Goblin’in Gelini o kılıcı çıkarabilecektir. Bu Tanrı’nın lutfu ve lanetidir.

İşte hikayemiz tam burada başlıyor aslında. Kusursuz bir askerin, hem ölümünü hem hayatının aşkını arama hikayesi.

Bu hikayeye şahit olurken, Goblin‘in hayatında olan diğer karakterler ve onların arasındaki dinamik muhteşem bir şekilde izleyiciye aktarılmış. Tanrı’nın kaderi işleme sanatı, ölümden sonraki hayata ruhların geçiş işlemleri ve reenkarnasyon hikayelerini harmanlayarak, bizi çok farklı bir düzenle tanıştırıyor. Özellikle hikayedeki Azrail, hiçbirimizin düşündüğü gibi bir karakter değil.

Neden izlemeliyiz?

Nereden başlasam ki? Goblin‘i neden izlemelisiniz acaba? İzlenmemesi kayıp olan böyle bir drama için eksik kalan bir unsur olursa bu incelemede, gerçekten üzülürüm.

Her şeyden önde klasik Kore dramalarının o son beş bölümlük laneti kesinlike bu dramada yok. Hatta o sona yaklaştığınızı hiç hissetmiyorsunuz bile. Aksiyon ve kurgunun ilerlemesini mükemmel bir şekilde dengede tutmuş senarist. Zaten senaristin geçmişine baktığımda Secret Garden ismini gördüğümde Goblin‘in bu kadar başarılı olmasına şaşırmadım.

Goblin karakteri olan Kim Shin‘i incelediğimizde, 938 yaşında, kendini ülkesine ve kralına adamış, bunun karşılığında lanetlenmiş bir adamı izliyoruz. Hayatında en iyi yaptığı şey savaşmakken, yıllarca ölümsüzlüğünün cezasını çekerek, intikam düşüncesi ve ölüm düşüncesi içerisinde dünyayı izleyen bir Tanrı haline geliyor. Karakterin özüne indiğimizde aslında Goblin, başarılı bir asker. Neredeyse insanlarla ilişki kurmasını bilmeyen hatta daha da ileriye giderek sevmeyi dahi bilmeyen bir karakteri izliyoruz Goblin‘de. 938 yaşında olmasına rağmen sevmeyi bilmeyen Goblin‘i, gelini ile karşılaştığında sevmeyi öğrenmesine tanık oluyoruz.

Asırlarca aklında kurduğu düşünce ölümünü bulmak aslında. Gel gelelim onun ölümü aynı zamanda onun ödülü de. Ölümü sevdiği kadının elinden olacakken, bu kadını arkada bırakabilmesi, sevmeye ve sevilmeye bu kadar alışmışken bir seçim yapmak zorunda kalması, Tanrıları bile çaresiz bırakabilecek bir hikayeye getiriyor bizi. Tabi bu süreçte yardım görmüyor dersek Azrail’e haksızlık yapmış oluruz. Azrail gibi, tek amacı görevini gerçekleştirmek olan bir karakter, geçmiş hayatının bedelini bu kutsal görevde ödeyeceğinden bi’ habersiz, farkında olmadan Goblin‘le mükemmel bir dostluk kuruyor. İzleyiciye en keyif veren hikaye özelliklerinden birisi ise Azrail ve Goblin‘in atışmaları. Birisi ölümünü bekleyen ölümsüz bir Tanrı iken, diğer fani insanların ruhlarını diğer tarafa göndermekle yükümlü bir kutsal memur. Birisi asırlar boyu intikam duygusu ile yanıp tutuşurken, diğer her şeyi basite ve sadeliğe indirgeyen çalışan. Goblin dizisinin bu atışma sahneleri dizi bitse dahi eminim ki zaman zaman aklıma gelip bende tebessüme neden olacak.

Azrail incelemesine sabırsızlıkla gelmek istiyorum ama ondan önce şu zamana kadar hiç bahsetmediğim Goblin’in Gelini’ne getirmem gerekiyor sözü. Ji Eun-Tak.

Kim Go-Eun tarafından canlandırılan canlandırılan Ji Eun Tak, hayat hikayesinin aksine cıvıl cıvıl, güneş gibi patlayan bir kız. Gerek Kim Go-Eun’un oyunculuğu gerekse Ji Eun Tak‘ın bu hikayedeki ışığı, Goblin’in imzasını taşımakta. Kadın karakterleri kolayca sindirebilen birisi olmadığım gibi Ji Eun Tak karakterini başkasının performansından hayal bile edemiyorum. Gülüşü de ağlayışı da bir Tanrı’yı kendisine aşık edecek kadar içten ve samimi. Goblin‘in Gelini olmasına şaşmamalı. Öyle bir sıcaklığı var ki bu karakterin, Azrail

‘in bile dostu olmayı başarabiliyor. Olaylara yaklaşımındaki pozitiflik, kendisine ve geleceğine olan inancı, bu zamana kadar küçük yaştan beri öksüz ve yetim olan bir karakter için örnek niteliğinde. Kendisini yaratan Tanrı’nın da dediği gibi “Çok mutlu bir anda” yaratıldığı aşikar.

Gelelim Azrail’imize. Kendisi hakkında söylenecek çok fazla şey var. İlk olarak oyuncu Lee Dong-Wook ‘tan başlamak gerekiyor. Duyduğuma göre bu rol için senaristin ve cast ekibinin peşinden ölesiye koşmuş. İyi ki de koşmuş. Mükemmel bir ölüm meleği olmuş çünkü. Dramada kendisini resmen izleyiciyi eğitmek ya da şartlamak amacıyla değerlendirdiklerini düşünüyorum, şöyle ki. Azrail kadar olayların sonuçlarını basite indirgeyen, çözümleri karmaşıklıktan uzak sadelik cevaplarla nitelendiren bu Azrail, sanırım ki dizide en çok ağlayan karakter haline geliyor. Geçmiş yaşamından kalma yükleri ile izleyiciye öyle bir empati sunuyor ki, fonda çalan şarkının etkisi ile de, Lee Dong-Wook ‘u iki kez ağlarken gördükten sonra, kendisinin yanaklarından bir damla yaş dahi inse ağlamaya başlıyorsunuz. Adeta ağlanmaya şartlanmış şekilde buluyorsunuz kendinizi. Ben izlerken bundan şikayetçi olmadım çünkü izleyiciye verdiği o empati duygusu en üst seviyede bu oyuncunun. Ayrıca şunu düşünüyor insan. Tarafsız olan bir ölüm meleği bile ağlayacak noktaya geliyorsa, çektiği acının derinliği tahmin dahi edilemez. Tabii bu kadar güzel enerji vermesinin bir nedenlerinin arasında bence çekimler sırasında bromance yaşadığı Gong Yoo da bulunmakta. Evet, Gong Yoo‘yu, yemeğin en lezzetli lokması olarak sona sakladım.

Yine duyduğum bir habere göre senarist, bu hikayeyi yazdığı andan itibaren Goblin karakterini Gong Yoo olarak tasarlamış. Bu nedenle de bu projede isminin görülmesi için epey çabalanmış. Çok da güzel olmuş. Gong Yoo‘nun olgun ama çocuksu bakışları, yüzyıllardır yaşayan bir Tanrının bilginliği ve aynı zamanda hissetmiş olduğu duyguların toyluğunu barındırmakta.

Gong Yoo‘nun sakinliği ve sinirlendiğindeki akıbeti de birbirine bir o kadar ters orantılı performansında. Belki de olması gerektiği gibi. Bir yandan yüreği geniş, koruyucu ve yardım sever bir Tanrı’yı canlandırırken, bir yandan da intikam ateşi ile yanıp tutuşan, zayıf noktasına dokunulduğunda şerrinden kaçınılmayacak bir öfkenin yansımasını sunuyor bize performansında Gong Yoo.

Dizide en çok hoşuma giden şeylerden birisi de özellikle Gong Yoo ve Lee Dong-Wook‘un giyim tarzıydı. Kostüm tasarımcıları bu iki karakterde muhteşem bir görselliğe ulaşmışlar. İkisinin de tarzı birbirinden oldukça uzakken, karakterlerini bu denli ifade eden giyimlere sahip olmaları, bence drama içerisindeki kimliklerinin de vurgulanmasında yardımcı olmuş. Dizi boğazlı kazaktan geçilmiyor, şimdiden uyarayım.

Goblin‘de beni tavlayan iki büyük sahne vardı, neyse ki bu iki sahneyi de spoiler olmadığı için rahat rahat sizinle paylaşabileceğim. Bu sahnelerden ilki, bir çok Goblin izleyicisini etkileyen Azrail ve Kim Shin‘in marşı olan ve aslında onları ilk defa birlikte hareket ettiren bir kurtarış. Bu sahnedeki müzik, efekt, siyah uzun paltolar ve kahramanvari adımlar, bir çok kdrama izleyicisinin kalbini çalmıştır eminim ki.

İzleyenler eminim ki bu sahnede Goblin‘i çoktan favori drama listesine eklemişlerdir, izlemeyenler de varsa, sizi leziz mi leziz bir sahne bekliyor olacak tam burada. Şimdiden keşfetmemiş olmanın verdiği heyecanın tadını çıkarabilirsiniz. Sadece Goblin değil, Azrail’in de bu sahnedeki korumacılığı kendi adıma beni çok etkilemişti. Sanıyorum tam bu sahneden sonra bu ikili işbirliği içerisine girmişti. Bu kadar iki zıt karakterin bir amaç uğruna, güçlerini birleştirmesi, izleyicilere o an şiir gibi geliyor.

Beni cezbeden bir diğer sahne ise, yine aynı müziğin fonda çaldığı, hikayenin, karakterlerin, müziğin ve hatta çekim açısının muhteşem kurgulandığı Kayak Merkezi sahnesi.

Yukarıda izlediğiniz bu sahne çok spoilera girer mi bilmiyorum ama benim için Goblin dizisinde gerçekten önemli bir sahneyi içeriyor.Özellikle 00:55‘te gerçekten insanın içerisindeki duyguyu ayyuka çıkartan, içten içe tavlayan ve her şeye kadin Goblin‘i hissettiren duyguları aşılıyor. Bana sorulsa, Goblin benim için bu iki sahnenin liderliğinde ilerledi diyebilirim. Gerçekten yönetmen, sinematofrafik açıdan neyi nerede kullanacağını çok iyi bilmiş bu dramada, etkisi de izleyenlerin üzerinde saklanmayacak cinsten zaten.

Goblin’de benim en sevdiğim durumlardan birisi ise, sanki beceriksiz bir aşk perisi bu ekibe küçük bir oyun oynamış gibi. Kimsenin sevgisinden, aşkından şüphesi yok, ama geçmişlerindeki hayatları ve günümüzdeki konumları onları çaresiz kılıyor. Göz göre göre, bile bile sevdiğinin elini bıraktırıyor. İşte en çok yaralayan durumlardan birisi de bu bence, fondaki Miss You şarkısı eşliğinde Azrail’in gözlerinden yaş akarken.

Dikkatimi diğer çeken bir nokta ise, Goblin, geçmişte aldığı ceza ile, bir hain olarak öldürülmesi ile ve intikam ateşi ile öyle dövmüş ki kendisini bu süreçte, kimi zaman o kılıcın ona neden verildiğini bile unuttuğunu fark edebiliyorsunuz. Taa ki geçmişteki esas düşmanı Park Joong-Hun karşısına çıkana kadar. İşte tam o noktada, geleceği ile ilgili bir karar vermesi gereken noktada bir anda kim olduğunu, hayata neden tutunduğunu ve hata yapması gereken seçimi bile unutup asker olduğu özüne geri dönüyor. Aslında dizi boyunca bir askeri izlediğimizi hatırlıyoruz. Verdiği sözü uğruna, başka bir hayatta da olsa koruması gereken ailesi ve kralı uğruna kendini nasıl feda edebileceğinin bilincine varıyoruz ve bu zamana kadar bir askerin sahip olabileceği katı yüreğini Jin Eun Tak sayesinde nasıl yumuşattığını, sevmeyi nasıl öğrendiğini, hatta neredeyse kim olduğunu unuttuğunu anlıyoruz. Yine de hepimiz yaratılma amacımıza hizmet ediyoruz ve Goblin de son dakikada sanırım ki bunu hatırlıyor. Jin Eun Tak‘ın da zamanı gelince hatırlayacağı gibi. İki karakter de hayatlarının farklı anlarında verdikleri kararlarla kendilerinden öte gerçeklerin ve amaçların olduğunu hatırlıyor. Aslında bu da dizinin vermek istediği mesaj.

Neler rahatsız etti?

Buraya çok fazla şey yazabileceğimden emin değilim ama en azından aklıma takılan şeyleri belirtebilirim.

Öncelikle, Kim Shin ve Jin Eun Tak’ın arasındaki yaş farkı başlarda inanılmaz dikkatimi dağıtıyordu. 938 yaşındaki bir Goblin ile üzerinde lise üniforması olan genç bir kızın arasındaki duygusal gelişim nereden bakarsan bak oturmuyordu gözümde, taa ki Jin Eun Tak, Kim Shin’e başını severken daha yumuşak davranması gerektiğini söyleyene kadar. Goblin asırlarca yaşamış olabilirdi ama kişisel gelişim açısından ve özellikle intikam duygusu ile dolup taşan bir Goblin olarak genç bir askerden farksızdı. Bu alanda hiç tecrübesi olmamıştı, gerçek aşk, gerçek sevgi neydi bilmiyordu, kız kardeşine hissettiği sevgi dışında. Bu açıdan değerlendirdiğimde aralarındaki yaş farkı neredeyse kapandı. Bellki bu biraz daha vurgulansaydı, kendi adıma bu kadar bocalamazdım iki karakteri sevgili sıfatına oturtmak için ama bunu fark ettikten sonra da çok büyük bir sıkıntı kalmadı benim için.

Aklımı kurcalayan bir diğer meseleye ise maalesef bir açıklama gelmedi, getirmediler. Jin Eun Tak‘ın babası kimdi? Annesi o kadar erken yaşta Eun Tak‘a hamile kaldıysa bile muhakkak bunun bir hikayesi olmalıydı. Böylesi özel bir kızın hikayesini çok merak ettim. Belki de yakınlardaki birisi çıkabilirdi, bilemiyorum. Hikayenin akışını çok değiştirmezdi elbet, bu nedenle bahsetmemiş olabilirler ama yine de insan merak etmiyor değil. Annesi ile 9 yaşına kadar birlikte yaşıyor Eun Tak, annesini özlüyor, anne yokluğunu hissediyor ama bir kez olsun baba lafı geçmiyor. Acaba ben mi kaçırdım izlerken diye düşünüyorum ama muhtemelen çok önemli bir nokta olmadığı için vurglanmamıştır, yine de insanın küçük küçük aklını kurcalıyor.

Merak ettiğim bir diğer nokta ise (Spoiler içermektedir), Azrail ve Sunny, bu dünyaya veda ederken çay içmediler. Hadi Azrail neyse ama Sunny içmedi, peki karşılaştıkları diğer hayatlarında neden birbirlerini hatırlamadılar? Bunun çok önemsiz bir detay olduğunu düşünmüyorum baba faktörü gibi ama bu benim aklımı kurcaladı. Zaten içmeleri için bir neden yok, bir sonraki yaşamlarında birbirlerini bulmayı istiyorlardı ama içmek için nedenleri yoksa neden birbirlerini tanımadılar Goblin çiftimiz gibi? Bu biraz aklımı kurcaladı.

Benim Goblin hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Sanırım bu zamana kadar ki en uzun incelememi yazmış bulunmaktayım kdrama dünyasında ama bu dramaya sıradan bir inceleme yazılamazdı çünkü herkes elinden gelenin en iyisini yapmış bu yapıtta. Bu nedenle de Goblin‘e 5/5 veremeyeceğim. Benim için 5/6’lık bir drama.

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 52

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön