Memories of the Alhambra

Memories of the Alhambra

Baş rollerinde Hyun-Bin ve Park Shin-Hye‘nin olduğu Memories of the Alhambra dramasını 3-4 günde bir solukta bitirdim.

Senaristliğini Song Jae-Jung ‘un üstlendiği dizi gerçekten inanılmaz sahnelere ve heyecanlı bir kurguya sahipti. Song Jae-Jung ‘un daha önce W: Two World Apart dramasını izlemiştim ve onu da oldukça beğenmiştim, son dönemeçteki kurgusu hariç. Sonunu bir türlü oturtamamış gibi gelmişti bana senaristin. Memories of the Alhambra ise sonu oldukça tartışılan dramalardan birisi. Bunun detaylarını “Neler Rahatsız Etti?” kısmında paylaşmayı düşünüyorum.

Nedir bu Memories of the Alhambra?

Memories of the Alhambra

Yatırım firmasında yetenekli ve dinamik bir CEO olarak çalışan Yoo Jin-Woo (Hyun-Bin), beklemediği bir telefonla İspanya-Granada’da potansiyeli oldukça yüksek olan bir oyun keşfeder. Gerçeklik boyutunu aşan oyun, sıra dışı ve gerçek üstü nitelikler taşımaktadır. Oyunu oynadıkça onun bir parçası olduğu bilincine varmaya başlar. Daha tehlikelisi ise, bu oyun kendisi dahil bir çok kişinin canına mal olabilir.Oyunu keşfettiği sürece, oyunun yaratıcısının yönlendirmesi ile Granada’da Bonita isminde eski püskü bir pansiyonda kalır. Pansiyonu işleten Jung Hee-Joo (Park Shin-Hye) ise oyunun yaratıcısı Se-Joo (Chanyeol) ‘nun ablasıdır. Gel gelelim Yoo-Jin-Woo bundan habersizdir.

Neden izlemelisiniz?

Memories of the Alhambra dramako

Dramayı izlemek için çok fazla sebebiniz mevcut. Bir kere nabzı hiçbir zaman düşmeyen bir drama. Biraz soluklanalım, şurada dinlenelim demiyor. Sürekli bir aksiyon sürekli bir kurgu içerisinde. Sizi de kendisiyle birlikte oradan oraya sürüklüyor. Bütün bu çektiğiniz acıların sonunda bir anlama oturacağı ümidi ile izliyorsunuz. Acaba burada ne olmuş olabilir? diyorsunuz, drama bunun cevabını size çok geçmeden sunuyor. Karışık bir kurguya sahip olsa da gerçekten güzel geçişleri ile paralel evren gibi zor bir konuyu izleyicisine rahatlıkla anlatabiliyor. Böylesi karışık bir konuyu, özellikle paralel evren ve bilgisayar oyunu konusunu kadın bir senaristin yazması beni biraz düşündürdü. Düşündürdü derken iyi anlamda düşündürdü. Eğer bir erkek yazmış olsa, çok daha fazla teknik bölümlere girip akıl karıştırabilirdi. Elbette bir kaç eksik unsur var ama insan o kurgunun içerisinde bunu çok da kafasına takmıyor. İnanın onu düşünecek zamanınız olmuyor.

Gelelim oyunculara. Park Shin Hye‘nin içerisinde olan bir yapıt nasıl kötü olabilir ki? Bu drama benim ilk Hyun Bin dramamdı. Açıkçası biraz derin nefes alarak girdim çünkü neredeyse tanıdığım bütün kdrama severler kendisine hayran. Hakları da var tabi gerçekten mükemmel bir profile sahip kendisi. Rolünü layığı ile yapıyor, dış görünüş desek buna girmiyorum bile 🙂 Hiçbir rahatsızlığım olmadı kendisinden, olabilecek en iyi şekilde uymuş karakterine. Ama Park Shin-Hye… Kıza bakmaktan izleyemiyorum ki ben dramaları… Pinokyo‘da da aynısı olmuştu. Bir insan nasıl bu kadar güzel ağlayabilir? Nasıl bu kadar güzel tebessüm edebilir. Saçlarının parlaklığını insan sanki elinde hissediyor. Her şekilde harika bir kadın. Yaş farkına rağmen ben Hyun-Bin ile gerçekten kamera karşısında yakıştıklarını düşünüyorum. Ardından W dizisinden aşina olduğum Kim Eui-Sung ‘u da görünce dramada pek bir mutlu oldum. Train to Busan filminden zaten ne denli başarılı bir oyuncu olduğunu kanıtlamıştı nazarımda kendisi, rolden role girebilen birisi kendisi ki W en iyi kanıtıdır bunun.

Dramanın kurguları da çok güzeldi. Her türlü yapaylıktan kaçınılmış. Tabi sene olmuş 2020, Koreliler bu alanda başarısız olursa gerçekten dillere düşerler ama bilim kurgu-fantastik dramanın hakkını layığı ile verdiklerini düşünüyorum. Bir de gerçekten kostüm tasarımcısını çok beğendim dramanın. Bütün karakterler özenilip, bezenilerek giydirilmişti. Garibim Cha Hyung-Seok, o hariç. Toplasan 15 bölüm boyunca aynı şeyi giyindi adamcağız.

Müziklerine gelecek olursak, bana niyeyse Pers Prensi filminin müziklerini hatırlattı bazı şarkıları. Muhtemelen,, oyunun geçtiği sürede İspanya’nın çatıştığı düşmanların doğulu olmasından kaynaklı bir sebep diye düşünüyorum ama aksiyon müzikleri de oldukça başarılıydı, izleyiciyi resmen moda sokuyor.

chanyeol

Dramada keşfettiğim ve beni en çok mutlu eden şeyi izleme sebeplerinde en sona sakladım. Hikayenin başından beri Se-Joo‘ya karşı inanılmaz bir sempati besledim. Saçları, dışarı sarkan alt dudağı, yuvarlak Harry Potter gözlükleri, Conversleri idi derken tam bir Nerd’ü tanımlıyordu kendisi. Son bölümlere doğru kimin nesiymiş bu Chanyeol, bu kadar kısa sürede sempati kazanabilen çocuğumuzun filmografisi neymiş diye bakınırken, kızlarımızın ölüp bittiği EXO grubunun üyesi olduğunu öğrendim. Daha fenası, Goblin dramasını izlediğim zamandan beri dinlediğim Stay with Me parçasını seslendiren rapçi arkadaşımızın kendisi olduğunu öğrenmem, şaşkınlığımdaki son noktaydı. Buraya konduruyorum yeteneklimizin Goblin OST’de seslendirdiği parçayı.

Neler rahatsız etti?

Buralar spoiler kokabilir, şimdiden uyarısını veriyorum 🙂 Bu güzelim dramada rahatsız olduğum tek şey dramanın sonuydu. Aslında bir Song Jae-Jung draması izlerken buna hazırlıklı olmam lazımdı ama nedense doğal bir şekilde tepki vermek için sanırım fazla olumlu yaklaştım, bu da ister istemez hayal kırıklığına neden oldu bünyemde. Biz 14-15 bölüm boyunca Yoo-Jin-Woo ‘yu yerlerde sürünerek, serumlu şekilde izledik. Adamcağızın dudaklarında kan kalmadı yediği darbelerden, aldığı kesiklerden. Peki ya Jung Hee-Joo? Yoo-Jin-Woo ile tanıştığı andan itibaren kızcağızın gözünden yaş eksik olmadı. Sürekli ağladı, en fazla tebessüm etmiştir herhalde. Zaten çileli bir hayat yaşamış, üzerine erkek kardeşinin kayboluşu, ardından Yoo-Jin-Woo‘nun kayboluşu… Bütün bu olan bitenden sonra Yoo-Jin-Woo‘yu bulduğumuz nokta, bir tepede, onun bunun oyundaki botlarını kesmesi… Gerçekten bu kadar zaman sonra döndüğünde, veda dahi etmeden bırakıp gittiğin kızı görmek yerine, elalemin 3-4 seviye oyun botunu uzaktan silahla öldürmek yerine, senin için her gün gözyaşı döken sevdiğine gidemedin mi? Bunun nasıl bir mantığı olabilir. Hadi bunu da geçtim, bari bir sarılsalardı, bari bir yüz ifadesini görseydik. Mutlu mu, mutsuz mu? Jung Hee-Joo‘yu gördüğünde ne hissetti? Yüzünde nasıl bir ifade oluştu? O kadar bölüm karakterlerle acı çektik, canımız yandı, bu kadarını hak etmiştik bence.

memories of the alhambra hyun bin

Hadi W yine bir sona sahipti en azından. Belki yapay bir son gibi geldi bizlere ya da bana ama en azından tatmin edici bir sona sahipti. Oysa biz hikayede Yoo-Jin-Woo ‘yu bir kaya tuzu olarak gördük en son.

Başka söyleyeceklerim yoktur hakim bey. Zaman kaybı bir dizi mi? Kesinlikle hayır ama gerçekten saçma bir sona sahip olduğu bilinerek izlenmeli. Şimdiden kendinizi buna hazırlayın.

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 62

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön