While You Were Sleeping

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak, onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.

Tam da bu durumu anlatıyor aslında While You Were Sleeping, uykunun, uykuda görülen rüyalar aracılığı ile geleceği bilmek, geleceğimizi ne denli değiştirebilir? Değiştirilemeyen geleceği bilmenin üzerimizdeki faydası ya da zararı nedir? While You Were Sleeping, bu sorulara cevap buluyor.

2017 senesinde büyük bir beklentiyle izleyicisine ulaşan While You Were Sleeping, hedef kitlesini hayal kırıklığına uğratmadı ve oldukça başarılı yorumlar aldı. 32 bölümden oluşan dizi, eski sisteme göre aslında 16 bölümlük dizi olarak da kabul edilebilir. Her bölüm 20 dakika olduğundan bölüm sayısı 32 olarak görünmekte fakat ben kendi adıma bu sistemden hiç memnun kalmadım. Kore dramalarında en sevdiğim özellik, aksiyonun dallanıp budaklanmadan neredeyse bir sonraki bölümde sonuçlanması olmuştur. Gel görelim 32 bölümlük sistemse sanki bir şeyleri öğrenmek için sürekli bir sonraki bölüme geçiyormuş gibi hissettirdi bana. Tam bölümün ve konunun kendisine hakim oluyorsun, hop bir sonraki bölüme geçiyorsun. Yayınlanırken de arka arkaya yayınlanması bu sistemin ne gibi bir fark sunduğunu anlamadım izleyicilere. Ayrıca 32 bölümlük Kore draması mı olur yahu? Yine de dizinin içeriğinden bir şeyi eksik etmiyor tabi bu durum.

Nedir Bu While You Were Sleeping?

Nam Hong-Joo‘nun çocukluğundan beri gördüğü rüyalarla ilgili farklı bir durumu vardır. Rüyasında tanıdığı ve tanımadığı insanların başına gelecek olayları hatta ölümlerini görmesi, her geçen gün onu çaresiz bir duruma sokmaya başlamıştır. İnsanları, karşılaşacakları kötü son hakkında uyarmaya çalışsa bile bu konuda inandırıcı olamamak gibi bir problemi mevcuttur. Taa ki yan dairelerine taşınan ve henüz yeni savcı olarak görevine başlayacak olan Jung Jae-Chan‘la tanışana kadar.

Jung Jae-Chan, bir gece uykusunda Nam Hong-Joo‘nun talihsiz bir kaza sonucu haksızlığa uğradığını ve bunun sonucunda hayatını sonlandıracağını görür. Gerçeklik ve adalet arasında önemli bir rolü olan savcı Jung Jae-Chan, bir seçim yapmaktadır. Gerçeklikten bu kadar uzak olan ihtimalin peşinden gidip Nam Hong-Joo‘nun hayatını kurtarmalı mı? Yoksa görmezden gelip hayatına devam mı etmeli? İşte bu iki soruya vereceği cevabı beklerken biz, süregelen gelişmelerin tam da rüyasındaki gibi gerçekleştiğine dair gözlemler edinir ve her şeyi göze alarak Nam Hong-Joo‘nun hayatını kurtarma kararı alır. Benim için dizinin en can alıcı sahnesi, Jung Jae-Chan gibi gerçeklere dayalı bulgular üzerine adalet kararı veren bir karakterin, böylesi bir gerçek ötesi durum sonucu verdiği kararda, kendisini Nam Hong-Joo ile aynı pozisyonda bulması olmuştu.

Elbette bütün bu kurgu gerçekleşirken, Kore dramalarının kar ya da uçuşan yapraklarla süslenen atmosferin etkisi, izleyicinin üzerinde inanılmaz bir hakimiyet sunuyor ve ortamda romantik bir durum olmasa bile, izleyiciyi bu duyguya mükemmel şekilde konumlandırıyor.

Neden İzlemeliyiz?

Elbette ki ilk olarak oyunculardan giriş yapacağım neden? Çünkü fark etmişsinizdir ki, incelediğim dramaların tek ortak noktası Lee Jong-Suk. Bunun çok mantıklı bir sebebi var, onu da açıklayacağım. Sadece Kore dramalarında değil, genel olarak bir tür ya da kategori izlediğim zamanlarda ya yönetmen, ya da oyuncu filmografisi, dizografisi tarafından ilerlerim. Bu alanda şansım Lee Jong-Suk‘tan açıldı, şanslıyım ki iyi bir oyuncu ve gerçekten içerisinde bulunduğu dramalar başarılı içeriklere ve performanslara sahip diziler. İçerisinden performansını beğenmediğim bir dizi de var ama onu mümkün mertebe erteliyorum, inatla inkar sürecindeyim performansın.

While You Were Sleeping‘deki oyuncu kadrosuna gelecek olursak… Kore dramalarında içerikler, senaryolar, diyaloglar ve kurgu ne kadar başarılıysa, oyuncu kadrosu da bu konuda eksik kalmıyor. Zaten bir çok dramada gördüğümüz simaları görüyoruz bu dizide de ama önemli olan doğru rollerde görüp görmediğimiz. Benim için her zamanki gibi yan karakterlerin oyuncu seçimi şahaneydi. Çoğu zaman onlar ağlattı ve güldürdü diyebilirim. Bu dizide eleştireceğim tek bir isim var ve bu ismi eleştireceğim zaman da yuhamaları duyar gibi oluyorum ama yapacak bir şey yok, derin bir nefes alıp, aklımdaki düşünceleri sıralamaya başlayacağım ama bir sonraki başlık altında.

Oyunculuk üzerine düşündüğümde beni en etkileyen ve aynı zamanda en eğlendiren karakter Lee Ji-Gwang karakterini canlandıran Min Sung-Wook oldu. Pinokyo dramasında da yine aynı ismi yazmıştım buraya. Gerçekten kendisinin komedi üzerine mükemmel bir yeteneği var. Her sahnesi dinamik, her jesti, mimiği mükemmeldi Wook’un. Keza duygusal sahnelerde de gözlerimi doldurmaktan geri kalmadı ama bu ekipte ilk yazacağım isim kesinlikle kendisi. Sonrasında Lee Jong-Suk‘a değinelim.

Lee Jong-Suk, her ne kadar aksiyon ve dram kategorisinde kendisini belli etse de bence aralarda nüans olarak eklediği komedide oldukça başarılı bir isim. Onu her zaman mütemadiyen güldüren karakterlerde izlemiyoruz, belki de bu nedenle kendisi komediye dair herhangi bir jest ya da mimik yapsa dikkatimizi çekiyor ve gerçekten güldürüyor. Ama Jung Jae-Chan, While You Were Sleeping‘deki anlık komedi tiplemelerinde gerçekten çok eğlendirdi.

Bunu daya iyi anlatabileceğim bir ifade yazısı olacağını düşünmediğimden en iyisi dizide en çok güldüğüm sahneyi buraya koymak en mantıklısı. Tabi kendisinin çocukla yaptığı sorgudaki takındığı hal ve hereketler ya da cesur bir kızın kendisini sıkıştırması sonucu verdiği tepkileri de es geçmemek lazım.

Kendi adıma Lee Jong-Suk‘u bu tarz komedilerde daha çok görmek isterim ama dediğim gibi, bunun sıklığı artarsa hala aynı etkide devam eder mi orası muallak. Eli yüzü bu kadar düzgün olup, üzerine karizmatik olup üzerine bir de komiklik eklenince, cidden ziyafete dönüyor karakter.

Cast seçimlerini bir yana bırakacak olursak, dizide beni en etkileyen özelliklerden birisi dizinin atmosferini mükemmel nitelikte izleyiciye sunmaları oldu. Gerektiği yerlerde nar çiçeği yaprakları, gerektiği yerde kar efekti ile gerçekten sizi dizinin içerisine çekiyor. Tabi müzikler… Müziklerinin kalitesi ve izleme sırasında üzerimizde yarattığı duygusal etki gerçekten başarılı. Korece bilmememe rağmen, dizideki iki şarkı sabah akşam beni kendisini dinlemem için manipüle edip durdu. Neredeyse Dizi müziklerinin hepsi çok güzel ama benim için özel olan iki şarkı mevcut bu albümde. Bir tanesi You Belog To My World diğeri ise Suzy‘nin seslendirdiği I Love You Boy.

Dizide karakterleri aslında birbirlerinin hayatlarını ve hatta tanımadıkları insanların dahi hayatlarını kurtarmak adına meydana geçen bir çete olarak tanımlayabiliriz. Spoiler vermemem gerektiği için, “Bir şekilde” birbirlerinin hayatlarına dahil olan ve bu dahilliyette her zaman birbirlerinin iyiliklerini düşünerek arkadalarından iş çeviren ekibin kendi aralarındaki dinamikleri, verdiği tepkiler ve bakış açıları insanın yüreğini sızlatmayacak gibi değil. Bu sızlamalardan en etkilisini meydana getiren bir diğer isim ise Han Woo-Tak karakterini canlandıran Jung Hae-In . Kendisinin genç kızların yüreğini nasıl titrettiğine dair oldukça gözlem yapıyorum çevremden, While You Were Sleeping‘deki performansını izledikten sonra bu duruma hak vermemek elde değil. İşte tam bu çeşnilik sebebi ile dizinin oyuncu kadrosu tam bir ziyafet.

Dizide işlenen davalar ise nasıl oluyorsa izleyicide sürekli bir maç izliyormuş havasını veriyor. Sanki inanılmaz önemli bir milli maç varmış ve dünyadaki bütün adalet bu davanın adaleti getirmesine, yapılan doğru savunmalara ve sorgulara dayandığını hissettiriyor izleyiciye. Ayrıca küçük detaylardaki ters köşeler ezbere senaryo tahmincilerini mest ediyor diyebilirim. Hiç beklemediğiniz bir karakterin beklemediğiniz anda dikkat çektiği unsur ya da savunduğu fikir ile, dizi içerisindeki denge mükemmel kurulmuş durumda. Gerçekleri çarptırmadan ve sağ duyudan uzaklaşmadan doğru karar nasıl verilir? İşte While You Were Sleeping dizisinin davalarındaki en önemli soru bu. Çoğunlukla da tatminkar bir şekilde ayrılıyoruz o sahnelerden.

Neler rahatsız etti?

Evet, evet biliyorum. Bu güzelliği böyle bir başlık altında görmek çürük yumurta ya da domates atma sebebi ama bence sebeplerimi saydığımda siz de “Aslında evet…” diyeceksiniz.

Öncelikle kendisinden büyük ölçüde rahatsız olduğumu söyleyemem ama genel manzaraya baktığımda, beni rahatsız eden tek oyuncu Suzy idi, neden?

Suzy, inanılmaz güzel bir kız. Yani bence Kore’nin en güzel kadını değil şimdi o konuda bir şey diyemeyeceğim, benim için Kore’nin en güzel kadını Park Shin-Hye ama, Suzy‘nin de gerçekten nefes kesen bir cazibesi olduğunu kabul etmezsem ayıp olur. O kadar güzel bir kadın ki, canlandırdığı hafif şapşal, doğal ve sempatik kızın içerisine bir türlü oturtamadım onu. Öncelikli olarak bir süre kendisini izledikten sonra bir şeylerin garip olduğunu sezinledim ama tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Sonrasında kendisinin Love Song performansını izlediğimde biraz daha netleşti bazı şeyler aklımda. İnanılmaz cazibesi olan çekici bir kadın Suzy. Nam Hong-Joo‘ya baktığımda, evet şapşal, sempatik ama ne kadar güzel ve çekici olduğunun bilincinde olan, mimik ve jestlerini buna göre ayarlayan bir karakter gördüm her seferinde. Tabii kuzenim problemin büyük kısmının kızın burnundan üstünün hareketsiz olduğundan kaynaklandığını düşünüyor ama ben o kadar gözlemleyebilecek kadar hakim olduğumu düşünmüyorum Kore insanlarının yüz hatlarına.

Dilerim Suzy severleri çok kızdırmamışımdır. Kendisinin Kdrama alanında ilah sayıldığının bilincindeyim ama bu dizideki sakilliği benim için karakterin ve sunduğu personanın birbirinden farklı enerjiler yaymasıydı. Yoksa kendisinin oyunculuğuna ve haşa güzelliğine laf edecek bir yetim bile yok.

Rahatsız eden bir sonraki ve son konu sanıyorum ki final bölümüydü benim için. Hoş, genelde Kore dramalarının bütün final bölümleri bu şekilde oluyor ama yine de rahatsız etti işte. Son bölümün biraz belgesel niteliğinde olması, özellikle dizi boyunca gördüğümüz karakterlerin adeta kameraya el sallar gibi gerçekleşen çekimleri, bütün o, onların hayatlarına dahil olduğumuz düşüncesinden çıkıp, onları gözetleyen, izleyen insanlar olduğumuzu hissettiren duygular aşılamış bence. Benim hoşuma gitmedi, fazla yapay buldum o sahneleri. Ama en rahatsız eden şey, koca dizide toplasak o kadar olmayacak öpüşme sahnesinin tek bir sekansa sığdırılmasıydı. En son sekanstı. Beni çok rahatsız etti. Oysa dizi içerisindeki romantizm o kadar dozunda ve usturuplu verilmişti ki sanki finalde izleyiciye daha fazlasını sunmak zorundayız düşüncesi adeta zoraki bir şekilde ekrana yansıtılmıştı.

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 58

While You Were Sleeping” için bir görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön