Gong Yoo Esquire Röportajı

Birazdan okuyacağınız röportaj derlemesi, Gong Yoo‘nun 20 Haziran 2017 tarihinde Esquire’e verdiği röportajdır. Kendisi ile ilgili tatlı detaylardan oluşan bu röportajı okurken umarım keyif alırsınız.

Soru: Eğer Goblin dramasını kabul etmeseydin sence nasıl sonuçlar ortaya çıkardı? Teklifi defalarca reddettiğini duydum?

Gong Yoo: Dışarıdan bakınca büyük bir mesele olabilirdi aslında.

S: Büyük bir mesele olabilirdi derken ne demek istiyorsun? Bu karakteri defalarca reddetmenin sebebi nedir?

G: Rolü gerçekten isteseydim ve oynama fırsatını kaçırsaydım, büyük bir kayıp olabilirdi.

S: Bir aktörün büyük roller kaçırması çok yaygın bir şey değil sanırım?

G: Aslına bakacak olursan, hepsini tek tek sıralayamam ama bir çok büyük fırsatlar kaçırdım. Goblin‘in yazarı Eun Sook Kim, bana rolü ilk önerdiğinde teklifini kabul edemezdim, çünkü askerliğimin hemen sonrasıydı.

S: Ordudan döndükten sonra popülerliğini yitirme gibi bir korkun olmadı mı?

G: Ben böyle bir insanım, düşünce yapım kolay kolay değişmez bu sebeple de pişmanlıklarım olmaz. Yeterli olamayacağım bir fırsat yakaladığımda bunun üzerine gitmem. Beni motive eden de budur. Çünkü neden başarılı olacağımı ve neden başarılı olamayacağımı bilen bir insanım. Sonucun sorumlusu sadece benim. Her zaman yargılanacak bir pozisyondayım. Eleştirileri duysam da duymasam da. Eğer kendimi yargılarsam, bu konuda kendimi geliştirebilirim de.

S: Olumlu eleştiriler de buna dahil mi?

G: Ekrana yansıttığım performanstan memnun olmadığımda sadece kendimi suçluyorum, evime inanılmaz bir ızdırapla dönüyorum. Yeteri kadar gerçekçi olmadığını biliyorum. Yirminci çekimi de yapsak yeterli olmadığım düşüncesi beni yıpratıyor.

S: Peki buna nasıl bir çözüm getiriyorsun?

G: Getiremiyorum. Kendimi eleştiriyorum, bazen kendimi suçluyorum. Performansımın gerçekçiliğini sorgularken acı çekiyorum. Benim için çok önemli, kendime yalan söyleyemem. Herkes beğense bile, kendimi kandıramam.

S: Goblin oldukça farklı repliklere sahip. Aynı zamanda hem komik hem de üzücü bir hikaye. Eğlenceli ama üzücü. Senaryoyu ilk okuduğunda insanı bir hüzün kaplıyor. Belki de seni etkileyen de buydu?

G: Eun Sook Kim, Goblin dizisini bir kere şöyle bir cümle ile açıklamıştı; ” Sıradışı, güzel ve üzücü bir aşk hikayesi.” Bu söylediği şey gerçekten beni düşündürmüştü, dizinin sonu başından yazılmıştı.

S: Goblin‘in sonunun başından belli olması daha da üzücü. Mutsuz son kaçınılmaz mıydı? Kim’in dramaları içerisinde en üzücü olan Goblin gibi görünüyor. Her şey üzücü.

G: Kesinlikle katılıyorum. Yalnızlığı en çok içeren drama. “Yalnız ve Göz alıcı Tanrı”. Aslında bu replik Goblin‘i oldukça özetliyor. Replik her ne kadar özel gözükmese de, dramayı mükemmel bir şekilde tanımlıyor. Kim Shin’i düşündüğüm zaman aklıma ilk gelen duygu yalnızlık. Karaktere ilk göz attığımda, tepeden tırnağa ona saygı duydum. İlk olarak insan ardından altın bir figür. Kim Shin’in ifadelerinde hatta bakışlarında insanların o yalnızlığı görmesini istedim. Kim Shin ile ilk tanıştıklarında, hissedecekleri duygu yalnızlık olmalıydı. Kim Shin’e karşı oluşan hissiyat buydu.

S: Sizce yalnızlık nedir? Asosyal olmak ile aynı şey olduğunu düşünmüyorum. Sanıyorum yalnızlık bir yaşam tarzı ve süreç? Çünkü her zaman bir umut vardır.

G: (Gülümseyerek) Evet, bu açıklamayı beğendim. Ben de aynı şekilde düşünüyorum.

S: Sahneleri izledikçe Kim Shin’in yalnızlığını daha çok hissettim.

G: Senarist, Kim Shin ile Azrail arasında bir bromance oluşturmak istediğini söyledi. Bu sebeple evin içerisinde çekilen çoğu sahnede bu iki tanrının eğlenceli ve komik sahneleri bulunuyor. Hikaye üzücü ama aynı zamanda komik. Goblin, aslında üzgün bir komedi gibi. Senaryosu gerçekten zorlayıcı. Kişide roller-coaster hissiyatı uyandırıyor. Bir sekansta çok fazla şey oluyor. Ciddi başlayıp üzücü bitebiliyor. Bir çok sahne ağlatarak ve güldürerek kendini tekrar ediyor. Yönetmen ve oyuncu için hiç kolay bir süreç değil. Eung-bok oldukça hassas birisi. Ağlamalarımı, gülmelerimi defalarca irdelemem gerekti.

S: Goblin‘in ve Azrail’in diyaloglarına daldığımda yalnızlığı daha derinden hissetmemin sebebi belki de bundandır. Bu kadar yalnız oldukları için böyle bir mizaha giriyorlar sanırım?

G: Aslında bu iletişimin ilginç bir yolu, bu sebeple daha da yalnız görünüyorlar. Kim’in eşsiz bir ifade tarzı var; geçmişini hatırlayamayan azraile “Geçmiş yaşamını hatırlayamamanın bir önemi yok” diyor Azrail, “Gerçekten mi? Neden?” diye soruyor. O da cevap olarak “Neden mi? Geçmiş yaşamında ne olursan ol, yine de seni sevmeyecektim.” diyor. İşte birbirlerini teselli etmek için seçtikleri iletişim yöntemi tam olarak bu. Hayatta en çok birbirlerini seviyorlar, ikisi de birbirinin tek arkadaşı.

S: Aynı zamanda da aslında Kim Shin’in tek düşmanı. Aslında Kim Shin daha yalnız. Sevdiğinden ayrılmak zorunda kalırken aynı zamanda ondan hoşlanmamak zorunda kalıyor.

G: Goblin bromance’inin en özel yanı bu bence. Dong-Wook ile komik ya da eğlenceli olmaya çalışmıyoruz. Goblin‘de bu kadar eğlenceli, komik sahnelerin olmasının sebebi de aslında bu.

G: Karakteristik özelliklerimden birisi, masada bir konu olduğunda, çok fazla endişeleniyorum. Yapılacak iş sürece döküldüğünde, diğer insanları bekleterek ya da modlarını düşürerek, zor zamanlar yaşatarak hırpalamayı sevmiyorum. Bunlar benim için önemli noktalar, elimden geleni yapıyorum zorlansam bile.

S: Bunca şey yaşa ve tekrar yalnızlığa geri dön…

G: (İç çekerek) Bu konuda çok fazla düşünce var aklımda, içimde kalıntısını taşıdığım çok fazla düşünce. Aynı madur hissiyatına Coffee Prince draması ile tanıştığım süreçte de sahiptim. 39 yaşımda da aynısını hissediyorum. Bu düşünceye sahip olduğum yaşlarımın 9 ile bitmesi çok önemli bir mesele değil ama yine de benzerlik taşıyor. Kendimi yargıladığım zaman bu artakalan düşüncelerden kurtulmam gerekiyor. Bunun üzerine düşünüyorum.

S: Goblin’de Eun Tak’ın Kim Shin’in ölümü ile ani bir yüzleşmesi var. Goblin, Eun Tak’ın eli ile kılıcı çıkartıyor ve cesur bir hamle ile düşmanını yok ediyor. Oldukça trajik ve bir o kadar cesur bir hamle ile. Goeun Kim’in ağlama sahnesi de bir o kadar yıkıcı fakat Kim Shin inanılmaz. Bence Goblin dizisinin bir diğer harika sahnesi ise, Kim Shin’in Eun Tak’un ölümü ile yüzleşmesi. Adeta yalnızlığın inşa edildiği bir dramı sergiliyor. Uyarısız bir ayrılık. Burada Kim Shin’in çaresiz bir kader kabullenişi var. O sahnede Gong Yoo‘nun sahip olduğu düşünce ve duyguları merak ediyorum.

G: Açıkçası o an gerçekten yıkıcıydı. Sahneyi çektiğimiz sıradaki üzerimdeki baskı inanılmazdı. Duygusallık nedeni ile bütün gün kendimi yorgun hissettiğimi hatırlıyorum. Azrail de aynı zamanda o sahnede Kim Shin ve Eun Tak’ı izliyor. O gün Geun Tak ve Dong Wook’un bana inanılmaz derecede yardımcı olduğunu unutamıyorum. Replikleri benden önce okuyorlardı. Ben onların yanında durmak yerine karanlık bir köşede kulaklığımla takılıyordum. Normal bir zamanda onlarla zaman geçirip, gülüp eğlenirken benim için o sahnenin önemli olduğunu bildiklerinden dolayı daha çok kasıtlı bir şekilde izole etmeye çalıştılar.

S: Önceki açıklaman üzerine, o zaman bu an senin kendine konsantre olduğun ve performans sonucu kendini eleştirdiğin anlardan birisiydi?

G: Performansımın yanı sıra benim için utanç vericiydi çünkü yeterli olamadığımı düşündüğüm sahnelerden birisi oldu o sahne. Üzerimdeki baskı inanılmaz fazlaydı, üzüntümü ifade edebilsem de, edemesem de, o anki üzgünlüğümün ve acı çekmemin sebebini şimdi daha iyi anlıyorum, oldukça pişmanlık duyduğum bir sahne kendisi.

S: Gerçekten acı içerisinde görünüyordun…

G: Çünkü kendimi biliyorum, İnkar edemem, sorduğum soruların cevaplarını kendimden saklayamam.

S: 9’un kapadığı bir yaştasın. 40 yaş ile yüzleşmek üzeresin, oyuncu olarak kalmak adına herhangi bir çaban olmadığını düşünüyorsun?

G: Aslında benimkisi bir nevi savunma mekanizması. Belki de bunu kendime tekrar etme sebebim bu konuda heyecanlı olduğumdandır. Beklenmeyen kısımlarda heyecanlanan bir yapım var. Yaş ilerlemesinin verdiği duyguyu algılayabiliyorum, gençliğin sonsuz olmadığı bilincindeyim ve bu sürecin yaklaştığını farkındayım. Belki de bu düşüncem kendimi o sürece hazırlamamdan kaynaklanıyordur.

S: Genç Gong Yoo‘dan olgun Gong Yoo‘ya geçiş sürecin nasıl gerçekleşiyor?

G: İnsanların, zayıf insanlar üzerine fazla gitmeleri hoşuma gitmiyor. Aslında bu üstünlüğü sağlamaya çalışan insanlar, temelinde güçlü insanlara karşı hakimiyet kurmaya çalışan zayıf insanlar. Bu demek değil ki ben de ayaklanıp karşıdaki insanla kavga edemem, ama bu tutuma karşı da seyirci kalamam. En azından yerinde duramam. Eğer herkes tarafından tanınmasaydım, daha fazlasını yapabilirdim. Elimden bir şey gelmediği zamanlarda bu durum da beni üzüyor. Herkesin zaman zaman dahil olmak istediği ama çevredeki bakışlar yüzünden dahil olamadığı durumlar olur. Göz önünde olan bir toplumun parçası olduğunuz zaman böyle anlar yaşayabiliyorsunuz. Tam bu noktada işimin ünlü olma kısmı beni rahatsız ediyor. Bu nedenle de zayıflara karşı zorbalık yapan insanlarla tanışmak beni zorluyor. Onlarla tanıştığım zaman bu özelliğimi arka planda bırakmak zorunda kaldığım için ekstra bir performans sergiliyorum. Sebepsiz inatçı olan insanlar, en ufak bir yanlış yapıldığında karşısındakini azarlayan insanlar, kaba insanlar, çoğunluğun azınlığa zorbalık yaptığı insanlar, hepsi dünya üzerindeki insanları kapsıyor. Nitekim dünya bundan oluşuyor ve yeryüzünde her türlü insan var. Bu duruma çok fazla tahammül edemiyorum ve böyle durumlarda bir şey söylemem gerektiğinde ve söylediğimde kendimi olgun hissediyorum ve tabi ki etkilendiğim kadının önünde kendimi erkek olarak hissediyorum ve o psikolojiye bürünüyorum. İçgüdüsel olarak.

S: Son soru… Bu sohbetten sonra, Kim Shin’in kılıcının hala Gong Yoo‘nun kalbine saplı olduğunu hissediyorum. Bence gerçekten artık o kılıcı çıkaracak kişiyi bulmanın zamanı gelmiş…

G: Eğer kılıcı metafor olarak kullanıp, kalbimi fetheden birisi olarak soruyorsanız bu soruyu, öyle birisi yok. Sorunun ilişkiye yönelik olduğunu düşünmüyorum. Gerçekleştirdiğimiz bu röportaj, Goblin dizisinden sonra verdiğim ve kendi içimde beni yolculuğa çıkartan ilk röportaj oldu. Bu röportaj beni daha da derin düşünmeye itti, bu süreç öncelikle kendimi insanlara daha çok anlatma ihtiyacımı depreştirdi. Hayatın getirdiği yükler, baskının getirdiği yükler… Belki önlerinde ağlayabilirim bile. Şu an kendimi ıssız bir çöldeymiş gibi hissediyorum. Susamış ve rüzgara maruz kalmış bir şekilde, önümü göremeden. İnsanlara ulaşma istediğimin dayanılmaz bir katlanılmazlığı var ama her zaman maalesef ki bu mümkün olmuyor. Duygulardan izole bir şekilde, kılıç hala kalbimde, inanılmaz bir acı veriyor ama kendim çıkaramıyorum. Bir başkasının çıkarması lazım ama içerisinde bulunduğum pozisyonda bunu kimseden isteyemem. Şu an bile düşündüğümde, gerçekten kimse bunu yapamaz. Ama sanırım aynı zamanda bunu insanlardan da isteyebilmeliyim…

Kaynak (1)

Paylaş:
Yazı oluşturuldu 65

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön